似曾相识 deja vu
Explanation
好像曾经见过。形容见过的事物再度出现。
Daha önce görmüş gibi. Daha önce bilinen bir nesnenin yeniden ortaya çıkışını tanımlar.
Origin Story
一位旅行家漫步在古老的街道上,阳光洒在斑驳的墙面上,他感到一种莫名的熟悉感,仿佛曾经在这里走过,见过这些房屋,呼吸过这同样的空气。他回忆起童年,家中的老房子,门前的古树,甚至那些熟悉的街道,都和眼前的景色如此相似,仿佛时空交错,将他带回了久远的过去。他感到一种淡淡的忧伤和甜蜜的怀念,似曾相识的感觉让他既欣喜又感慨。他仿佛回到了过去,看到了童年的自己,和家人一起玩耍,一起欢笑,那些美好的记忆,如同昨日重现。他继续走着,感受着似曾相识的宁静和安详,仿佛找到了心灵的归宿。
Bir gezgin eski sokaklarda yürüyordu, güneş ışığı yıpranmış duvarlara vuruyordu. Anlaşılmaz bir tanıdıklık hissi ona kapladı, sanki daha önce burada yürümüş, bu evleri görmüş, aynı havayı soluduğu gibi. Çocukluk anıları aklına geldi: ailesinin eski evi, önündeki eski ağaçlar, hatta tanıdık sokaklar, hepsi önündeki manzaraya şaşırtıcı derecede benziyordu, sanki zaman ve mekan iç içe geçmiş, onu uzak bir geçmişe taşımıştı. Hafif bir hüzün ve tatlı bir nostalji onu sardı. Dejavu hissi ona hem neşe hem de düşünce getirdi. Kendini geçmişe taşınmış gibi hissetti, çocukken ailesiyle oynarken ve gülerken kendini gördü; bu değerli anılar dün gibi canlıydı. Yürüyüşüne devam etti, deja vunun huzur ve sakinliğini tadarken, sanki ruhsal yuvasını bulmuş gibiydi.
Usage
主要用作谓语、定语;形容见过的事物再度出现。
Genellikle yüklem ve sıfat olarak kullanılır; daha önce bilinen bir nesnenin yeniden ortaya çıkışını tanımlar.
Examples
-
故地重游,令人似曾相识。
gùdì chóngyóu, lìng rén sì céng xiāngshí
Eski yere geri dönmek, tanıdık hissettiriyor.
-
那张照片,我似曾相识。
nà zhāng zhàopiàn, wǒ sì céng xiāngshí
O fotoğrafı daha önce görmüş gibiyim.