杳无消息 Haber yok
Explanation
形容一点音讯也没有。
Hiç haber olmadığını anlatır.
Origin Story
话说唐朝时期,有个书生名叫李白,为了寻找一位隐居山林的世外高人,千里迢迢来到了深山老林。他沿着崎岖的山路,跋山涉水,寻找着那位高人的踪迹。可是,他问遍了山中的村民,却没有人知道那位高人的下落,只说曾经见过一个穿着白衣,仙风道骨的老人,在山里采药,从此就杳无音信了。李白失望至极,只能默默地叹息,他不知道那位高人究竟去了哪里,也不知道何时才能再次见到他,心中充满了遗憾和无奈。他怀着失落的心情,离开了深山老林,继续他漫漫求学的路程。
Rivayete göre Tang Hanedanlığı döneminde, dağlarda yaşayan bir keşişi bulmak için binlerce mil yol kat eden Li Bai adında bir bilgin vardı. Dağlık ve engebeli yollardan geçerek, dağları ve nehirleri aşarak keşişin izlerini aradı. Ancak dağ köylerindeki tüm köylülere sordu, ama keşişin nerede olduğunu kimse bilmiyordu, sadece beyaz giysili, ruhsal bir görünüme sahip bir yaşlı adamı dağlarda bitki topladığını gördüklerini, o zamandan beri de ondan haber alınamadığını söylediler. Li Bai çok hayal kırıklığına uğradı ve sadece sessizce iç geçirdi. Keşişin nereye gittiğini, ne zaman tekrar görüşeceğini bilmiyordu. Kalbi pişmanlık ve çaresizlik doluydu. Üzgün bir halde dağları terk etti ve uzun öğrenim yolculuğuna devam etti.
Usage
用于形容毫无音信。
Hiç haber olmamasını anlatmak için kullanılır.
Examples
-
自从他去了南方以后,就杳无消息了。
zìcóng tā qù le nánfāng yǐhòu, jiù yǎo wú xiāoxī le
Güney'e gittiğinden beri ondan haber yok.
-
这件事已经过去很久了,现在杳无消息,令人担忧。
zhè jiàn shì qǐng jìguò hěn jiǔ le, xiànzài yǎo wú xiāoxī, lìng rén dānyōu
Bu olay çok zaman önce oldu ve şimdi hiçbir haber yok, bu da endişe verici.